Yunus GUNES



Interview with Yunus Gunes (Akademist Magazine)

(Akademist Dergisi Röportajı)

Halk hikâyeleri ve halk kültürünün Türk sanat tarihi içindeki yerine ilişkin görüşlerinizi alabilir miyiz?

Sözlü kültürün birer parçası olan halk hikâyeleri, geleneğin içinde yaratılıp, dilden dile geliştirilip dönüştürülmüş, incelikli bir şekilde ders veren sembolik anlatımlardır. Bir halk hikâyesini her okuduğumda veya dinlediğimde, öğrenilecek bir şey keşfeder, bu anlatıların nasıl kurgulandıklarına ve ne söylediğine bir kez daha bakar dersler çıkarırım. Geleneğin bir parçası olan halk hikâyeleri, boşuna söylenmiş ya da vakit geçirmeye yarayan sahte kurmacalar değildir. Bu eserler, sahihlikleri ve içtenlikli anlatımları ile öne çıkarlar.

İçinde baskı teknikleriyle oluşturulmuş resimlerin yer aldığı halk hikâyeleri kitapları üzerine çalışmalarınız bulunuyor; bu konuda neler yaptığınızı anlatır mısınız?

Özellikle, 19. yüzyılın sonlarına doğru ve 20. yüzyıl başlarında taş baskı tekniği ile basılmış, içinde resimlerin yer aldığı halk hikâyesi kitaplarının benim için ayrı bir yeri vardır. Bugün de kitaplığımın en özel yerini onlara ayırdım. Bu yapıtları geçmişte de incelemeye çalıştım. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde yüksek lisans tezimi hazırlarken, onlara daha yakından bakma fırsatı buldum. Bu kitaplar, zaman içinde gözden uzak atölyelerde üretilip halk arasına yayılmıştır. Taş baskı tekniği de bu iş için iyi bir olanak sağlamıştır.

Resimli halk hikâyeleri kitaplarında, halk içtenliğinin duru anlatımının, okunaklı bir yazıyla ilk kez kayda geçtiği görülür. Yazanların ve okuyucusunun da halktan insanlar olduğunu söyleyebiliriz. Ferhat ile Şirin, Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Elif ile Mahmut, Varaka ile Gülşah, bugün de en bilinen halk hikâyeleridir. Bir de bu kitaplardaki anlatımlara aynı içtenlikle eşlik eden ve hikâye kahramanlarını ya da bazı kültürel motifleri konu alan taş baskı duvar levhaları, cam altı resimleri ve haritaya benzer şemalar bulunduğundan söz etmek gerekir. Bunlar arasında Rüstem Zal, Ah Mine'l-Âşk, Nazarlık, Şahmaran, Hazreti Ali'nin Devesi, Nuh'un Gemisi, Süveyş Kanalı, Çanakkale Boğazı, Anadolu ve Rumeli Hisarı, Müflis Tüccar, Kuğular, Bahar Dalı gibi eserleri sayabiliriz. Buna benzer görsel malzemeler, insanların evlerinde ve duvarlarında görülmüştür. Kahvehanelere, aşevlerine, hanlara ve benzer mekânlara asılmıştır. Halkın kendisi için yaptığı ve doğal bir sürecin ürünü olan bu işleri, sanat tarihi açısından da çok önemli buluyorum.

Halk hikâyeleri ve gelenek ilişkisi üzerine görüşlerinizi alabilir miyiz?

Halk hikâyeleri kitaplarını, ırmak kenarlarındaki çakıl taşlarına benzetirim. Gelenek içinde uzun bir süreçten çıkıp doğal akışı içinde günümüze gelirlerken biçim kazanıp dönüşmüşler, geleceğe akan kültür ırmağı içinde şekil kazanmışlardır. Ben, toplumumuzda yaşayan her bireyin yapı harcında, bu çakıl taşlarının veya onların kum tanelerinin bulunduğuna inanıyorum. Döneme ait taş baskı halk hikâyelerindeki açık seçik anlatım, derin bir düşüncenin bile yalın bir dille ifade edilebileceğini, kuru bir gerçeklikten çıkarılıp öznel bir beğeniyle yeniden şekil verilebileceğini göstermektedirler. Her şeyden önce içtenlikleri, okurken ya da dinlerken beni hep heyecanlandırmış ve düşündürmüştür.

Yazarlarının ve okur kitlesinin de yine halktan kişiler olduğunu söyleyebilir miyiz?

Kalıplara bakıldığında, bunları hazırlayan, yazan ve çizen sanatçının çoğunlukla aynı kişi olduğu anlaşılır. Taş baskı hikâyelerinin anlatıcısının adı ise kitaplarda genellikle yer almaz. Zaten adı geçse bile gerçekliğinden kuşku duyulmalıdır. Bu eserlerde canlı, kendisini bütün temizliğiyle duyumsatan insan öznelliği saklı durmaktadır. Kitapların her sayfasından yansıyan içtenlik, dışa vurarak sanatsal nitelik kazanmıştır. Buna eklenen başka değerler de eserlerin her sayfasının -ya da bu bir levha ise her levhasının- sanatsal değerini yükseltmiştir. Bu açıdan da çeşitli başarılara imza atıldığını görüyoruz.

Halk hikâyeleri ve halk kültüründen yola çıkarak sanatçı bir kimlik nasıl oluşturulur?

Ben halk hikâyelerinden, sayfalarındaki resimlerden, hikâyelerin kahramanlarından, başka kültürel motifleri konu alan ve bu anlayışla yapılmış duvar resimlerinden aldığım coşkuyu, dağ doruklarından, ağaçların tepe noktalarından, nehirlerin akışından, herhangi bir insanın gülümsemesinden ve aklın gösterdiği bir başarıdan da duyarım. Çünkü birey olarak yapı harcımda, başka değerlerle birlikte bunlardan izler taşıdığıma inanırım.

Sanat alanında bir kimlik oluşturma meselesine gelirsek öğrencilik işlerim bir yana, daha sonra yaptığım çalışmaların, beni daha iyi temsil ettiğini düşünüyorum. Bu çalışmalar, bütünüyle beni yansıtırken gelişimimin basamaklarını da gösterirler. “Zeynelli Albümü” adını verdiğim büyük boy ağaç baskılarım ve bazı gravür ve taş baskılarım, doğup büyüdüğüm Zeynelli Köyü'nü ve oradaki yaşam biçimlerini anlatır. “Masallar” ise ayrı bir seri çalışmamdır. “ İstanbul Resim Notları”mın çoğu da şehrin sokaklarında yürürken durup çizdiğim, kroki perspektiflerden oluşur. Bu çalışmaların yer aldığı birkaç sergi açtım.

Son yıllarda çoğunlukla Eski Anadolu kültürleri ve Hitit kültürü temasını ağaç baskı tekniğiyle işliyorum. Amacım uluslararası bazı etkinliklerde coğrafyamızın kültürlerinden esintiler sunmak. Bu konuda okumaya devam ediyorum. Süreç içerisinde bazı baskı resimler ve onlarca ekslibris ortaya çıktı ve sanat çevresinde de ilgi gördü. Bunların tümünü ortaya koyarken hep yaşamı izledim, okudum, tartıştım, sorguladım. En önemlisi de istekle ve içtenlikle bütün duyargalarımı açık tutmaya çalıştım. Bir bütün olarak bakıldığında bunların hepsi beni oluşturan, kimliğimi yansıtan ögelerdir. Bütün bu arayışlar sonucunda, kendiliğinden bir kimliğe yönelme durumu söz konusudur.

Bana göre sanatçı kimlik, bireyin toplam kimliğinin özüdür. Sanatçı adayının kimliği, ancak kendisiyle yüzleşmesi hâlinde doğabilir. Bu, her alan için geçerlidir; kendisiyle yüzleşmeyen kimsenin özgün bir kimlik oluşturabileceğine inanmıyorum.

Sanat eğitiminde perspektif kavramının önemini açıklar mısınız?

Bilindiği gibi perspektifi anlam olarak en çok “bakış” sözcüğü karşılar. Bu, organımız olan göz veya akıl gözümüzle, bulunulan noktadan mekâna, zamana ve olaylara bakış anlamına gelir. Perspektifin en kapsayıcı tanımı böyle yapılabilir diye düşünüyorum. Mekanın ve mekanda düzlemin sorunları, nokta, doğru, düzlem ve hacim elemanlarıyla ele alınıp çözüldüğüne göre, bu ögelerle kurulan perspektif şöyle tanımlanabilir: Konunun yapısının görüldüğü gibi, ölçülü veya mantıklı olarak, boyutları duyumsatılarak bir düzlemde gösterilmesidir. Konu, sistematik ve temel olarak iki bakış ile ele alınabilir; birincisi, göz organıyla bakış, diğeri de akıl gözüyle.

Birinci tür bakış olarak perspektif, bir konunun, belli bir uzaklıktan gözün gördüğüne benzer bir biçimdeki görüntüsünün elde edilmesidir. Bu tür perspektif, fotografik görüntüye benzer. Fotografik perspektifler, noktaya göre izdüşüm yöntemiyle, onun kısa yol uygulamalarıyla, geometrik yollarla elde edilir ve geliştirilir. Sonuçta tasarlanan konu, gözün algıladığı biçimde bir izlenim verir.

Bu perspektif, öğrenciye nasıl kazandırılıyor?

Görsel sanatlar alanının her dalında eğitim verilirken, bir altyapı bilgisi olarak öğrenciye fotografik perspektifin bilgisi kazandırılır. Bu bilgi, seyirciye göre konunun uzaydaki bütün duruş şekillerini ve zamana bağlı olarak gün ışığı ile yapay ışık kaynağı altında gölgelerinin şeklini bulma becerisini öğretmeyi amaçlar. Ayrıca bu kapsamda perspektifte gerçek büyüklükleri bulma yönteminin bilgisi verilir ve renk sorunları hakkında da yine aynı şekilde öğrenci bilgi sahibi olur. Fotografik perspektifin çizgisel kuruluş sorunları, sistematik bilgiyle, ton ve renk sorunları da sezgiyle çözülür. Ölçülü veya çalakalem uygulamalarla da yapılan bu tür perspektif, bazı bilgi kaynaklarında “artistik perspektif”, “konik perspektif”, “mimari perspektif”, “merkezi izdüşüm” gibi başlıklarla da adlandırılabilmektedir.

Perspektifin ikinci türü de konunun kendi varlık gerçeğine uygun olarak, sonsuzdan bakıldığı biçimde, bir düzlem üzerinde elde edilen paralel izdüşümdür. Bu da sistematik bir görme, gösterme biçimidir ve kolay uygulanabilen bir yöntemdir. Güzel sanatlar alanında ise bazı nedenlere bağlı olarak kullanılır. Bu tür perspektifte konunun büyüklük bilgisi, resim içinde gösterilebilir; başka resimsel anlatımlara eşlik edebilir. Uluslararası standartlara göre belirli uygulama biçimleri vardır ve “endüstriyel perspektifler”, “paralel izdüşümle perspektifler” şeklinde adlandırılırlar. Görsel sanatlar alanı, şekil verme ve şekil bulma alanı olduğuna göre, konunun ölçüyle veya mantıkla bir düzlem üzerinde var olan boyutlarıyla gösterilme teknikleri, tasarlama, konuyu geliştirme bakımından yaşamsal önem taşır. Perspektif bilgisi, bu nedenle önemlidir. Bu bilgi, geometrik şekiller aracılığıyla serbest formlara varmak üzere, basitten karmaşığa, yakından uzağa ve bilinenden bilinmeyene varma ilkeleriyle verilir. Perspektif bilgisi, geometrik şekillere ilişkin temel bilgiler, merkezî ve paralel izdüşüm, simetri bulma, ışığın yayılması, yansıma prensipleri ve coğrafyaya ilişkin bilgilerden oluşur. Bu alanların bilgilerinin sezgiyle birleşerek yaratıcı etkinlik içinde uygulanması gerektiği söylenebilir.

Sanat eğitimi için aday olan kişilerden beklediğiniz temel kriterler nelerdir? Eğitimle sanatçı ve öğrenci arasında nasıl bir ilişki kurmayı hedefliyorsunuz?

 

Sanat eğitimi almak için aday olan kimselerin öncelikle sanata ilgilerinin olması beklenir. Bunun yanı sıra sanat alanında uygulanabilir metotları görüp incelemeleri, alanla ilgili sorunları tanımaları da önemlidir. Sanatçı adayı, var olan koşullarda en gerçekçi seçimi yapabilmelidir. Yapıcı, yaratıcı, buluşçu bir kişilik kazanmış olmalı ve bu yolda sürekli çaba göstermelidir.

Programlı çalışmayı bir yaşam tarzı hâline getirmiş, hedeflerini planlayabilen kişilerin daha başarılı olmaları söz konusu. Bu nedenle bir öğrenci, çalışma programlarının sonucunu iyi tanımlayabilmelidir. Ayrıca gerektiğinde teknolojinin ve kültürel yaşamın kazanımlarından da yararlanmalıdırlar. Yani, yaşamın bütün gelişmelerini bütünlük içinde, kavrayıcı bir bakışla izlemeleri, gelişmeleri yakından takip etmeleri sanat alanında bu kişilerin gelecekleri için önemlidir.

Yetiştirilecek sanatçı adaylarının üretimlerini daha verimli kılmak ve kendilerini geliştirmeleri noktalarında neler yapmaları gerektiğini düşünüyorsunuz?

Sanat eğitimi alan öğrencilerin, okul içi etkinliklerle yetinmeyip yeni kanallar bularak toplumun kültürel yaşamına katkıda bulunmaları gerektiğini düşünüyorum. Ben başka eğitim kurumlarıyla, müze ve galerilerle kurulacak ilişkilerin önemine inanıyorum. Bunun yanı sıra öğrenci, alanıyla ilgili konferans, sergi, seminer, sempozyum gibi etkinlikleri izleyebilmeli ve hatta olanakları ölçüsünde bu oluşumların içinde yer almalıdır. Ayrıca her ders yılı sonunda çalışma programlarını gözden geçirerek kendilerini geliştirmek üzere değişiklikler yapmalarını öneririm. Bu noktada yetenekli ve istekli öğrencilere, ilgileri doğrultusunda yardımcı olunması gerekiyor.

Gerçek ve özgün bir sanatçı olma yolunda onları farklılaştıracak ne gibi kriterlere sahip olmalılar?

Sanat eğitimi alacak öğrenci, öncelikle bu konuda istekli olmalıdır. İnsanlığa, ülkesine, ailesine ve birey olarak kendi geleceğine karşı sorumluluk duygusu taşımalıdır. Sanatı gerekli görmeli, sanatın bir duyma, düşünme biçimi olduğunu, değer üretme ve etki yaratma alanı olduğunu bilmelidir. Sanatın sorunlarını anlamada, onları çözmede ve sanatsal anlatımını bulmada olanca gücünü ve sunulan olanakları kullanabilmelidir. Bu, özgünlük ve sanatçı kimliği oluşturma açısından da önemlidir. Ayrıca eğitimin yaşam içindeki önemini kavramalı, öğrenmenin yaşam boyu sürecek bir olgu olduğunu anlaması gerekir. Araştırmayı ilke edinmek bu noktada önem kazanıyor. Bugün, inceleyen, sorgulayan, seçen, deneyen bireylere ihtiyaç duyuluyor. Öğrenci, buna uygun olarak alanıyla ilgili olarak geçmişin bütün kazanımlarından yararlanmaya çalışmalıdır. İş başarmada çeşitli düzeylerde amaçlar belirleyip onlara ulaşmak için gücünü, zamanını etkili biçimde kullanabilmelidir. Gerektiğinde başkalarıyla işbirliği yaparak yardımlaşmalı, yüksek amaçlar için güç birliği sağlamalıdır. Sonuç olarak toplumsal değerlere saygılı, kendine güvenen, iyi bir sanatçı adayı olabilmelidir.

Yrd. Doç. Dr. Yunus GÜNEŞ
Ağustos 2007

Görüşmeye Katılanlar:
Sibel Tuğal
Ayşegül Günaydın
Emine Tusavul